XXI
“Ben de sizi Tanrı’nın ve bütün sevdiklerinizin
huzurunda karı-koca ilan ediyorum. Fin, gelini öpebilirsin.”
Fin, Ariel’in duvağını kaldırıp altına girerek onu
öperken hepimiz gülerek onların mutluluğunu alkışlıyoruz. Benim hemen sol
yanımda Leon ayağa fırlayarak bir ıslık patlattığında onun yanındaki Paris
gülerek kulaklarını kapatıyor. Onun ardından Larkin ve ben de ayaklandığımızda
sonunda Fin duvağın altından çıkıp Ariel’i de kolunun altına alarak bizim
aramıza iniyor. Ariel, ailesinden sonra sırada bekleyen herkesi atlatıp beni
buluyor ve biz sarılırken diğerleri bizim işimizin ne kadar uzun süreceğini
bildiklerinden Fin’e yöneliyorlar.
“Evlendin!”
“Sen de evleneceksin!”
İkimiz de yüzüklü olan ellerimizi kaldırıp havada
karşılaştırırken Fin bizim kollarımızın arasından başını sokup dudaklarını
uzatarak öpücük talep ediyor. Ariel uzanıp kocacığını dudaklarından öptükten
sonra ben de Fin’in kafasını çekip alnından öpüyorum. “Başardın Fin, Ariel’i
kafesledin. Sıradaki hedef nedir?”
“Bol bol bira içip sonunda şu göbeği salabilmek.”
Ariel o salınacak göbeğe bir tane vurup Fin’e
sarılırken ben onun eteklerini arkasından toplayıp eline veriyorum. “Hadi gidin
diğerleri bekliyor...”
Yeni evliler uzaklaşırken benim müstakbel kocam da
gelip bana sarılıyor. “Seni görmek isteyenler de var, unuttuysan.”
Ben kendimi Larkin’e bırakarak döndürülmeye izin
verirken biraz sonra Dina Brent’le yüz yüze geldiğimde derhal dikleşiyorum. “Bayan
Brent, geldiniz!”
Sonunda azimle ikinci annem yapmayı başardığım
kadın kollarını açtığında hiç düşünmeden sımsıkı sarılıyorum. “Ande dönmenizin
zor olduğunu söylemişti, umudu kesmiştim...”
Dina saçlarımı düzelterek benden ayrılırken
gülümsüyor. “Hem senden, hem de gelinden bir gün içinde iki davet gelince ne
yapıp edip gelmem gerekiyordu. Ayrıca Ande abartıyor, ben istediğim zaman her
yerden dönebilirim, değil mi Ande?”
Ande yuvarlak gözlüklerini silmeyi bitirmiş, tekrar
takarken başını sallıyor. “Tabii, siz nasıl diyorsanız—Viva gel buraya!”
Anne Brent gözlerini devirirken ben gülerek Ande’ye
sarılıyorum. Küçük adam beni öyle bir sıkıyor ki neredeyse gözlerim
yuvalarından fırlayacak. “Ande, ölüyorum.”
“Hiçbir şey olmaz! Bana bak, seninle konuşmamız
gereken şeyler var, gel benimle.”
Ben daha ne olduğunu bile soramadan Ande beni
kolumdan çekiştirince dönüp arkamdaki Dina’ya bakıyorum, ama o da başını
sallayarak gitmemi işaret ediyor. Ande beni kalabalığın arasından çekip bahçeye
çıkardığında cebinden bir telefon, bir de cep bilgisayarı çıkarıp bana
uzatıyor.
“Ande, neden eşyalarını bana veriyorsun?”
“Ben emekli oluyorum da ondan. Benim yerime
geçiyorsun—“
“Ne!? Olmaz—imkansız...”
Ben elimdeki aletleri Ande’nin göğsüne göğsüne
ittirirken o başını iki yana sallayarak geri çekiliyor. “Bitti, bir kere
dokundun, senindir!”
“Ben senin yerini nasıl alırım!? Delirdin mi Ande?”
“Bana bak Bayan Geleceğin Brent’i, benim tepemin
tasını attırma, ne diyorsam onu yap. Önümüzdeki ay Larya’ya taşınıyorum, o
zamana kadar ne sormak istersen sor, sonra vıdı vıdı duymak istemiyorum.”
Ağzım bir karış açık, bir ellerime, bir Ande’ye
bakıyorum. “Siz gerçekten delirmişsiniz.”
“Onu içerdeki fıstığa anlat. Sırf senin biraz daha
rahat olabilmen için beni yolladı, yoksa şimdi o sana teklif ediyor olsa
eteklerini öperdin. Ayrıca bunun Larkin’le evlenmenizle de bir alakası yok. Ben
evlenseniz de evlenmeseniz de gidiyordum, Dina da senden başkasını istemedi. O
yüzden teşekkür et ve sus.”
Başımı sallıyorum. “Ande, çok teşekkür ederim. Hala
hak etmediğimi düşünsem de...”
“Tokat geliyor...”
Ande elini kaldırıp tehditkar bir şekilde
salladığında gülerek atılıp kısa boylu adamın boynuna sarılıyorum. “Tamam,
dövme, kabul ediyorum.”
*
“Yeni evlileri ilk dansları için piste davet
ediyoruz!”
Ariel ve Fin el ele piste çıktıklarında
etraflarında dönerek herkesi selamlıyorlar ve onlar pozisyonlarını aldığında DJ
neredeyse antika olan bir pop şarkısını çalmaya başlıyor. Ariel ve Fin’in çok
ünlü senkronize dansını bilen üniversite tayfasıyla birlikte ben de ayağa
fırlayıp alkışlamaya başlıyorum.
Dans basit: iki sol adım, iki sağ adım, etrafında
dön, zıpla el çırp ve şarkı bitene kadar canının istediği her yerde aynı şeyi
tekrarla, diğer her hareket opsiyonel.
Ariel eteklerini toplamış, gülerek dönüp Fin’le
aynı anda el çırptıktan sonra bizim olduğumuz tarafa ellerini sallıyor. “Masa
5! Piste!”
Leon ve ben hiç düşünmeden fırlarken o Paris’i, ben
de Larkin’i sürüklüyorum. Birazdan Ande ve Yasmin de sahneye çıktığında Ariel
hepimizi sıraya geçirip Fin’e işaret veriyor ve şarkı nakarata girdiği anda
kazık kadar sekiz insan bir sola bir sağa gidip zıplayarak el çırpmaya
başlıyor. Şarkı bitmeden neredeyse bütün davetliler de bize katılınca DJ bir
kez daha çaldıktan sonra normal insanların müziklerine dönüyor, biz de
masalarımıza geçiyoruz.
“Söz verin, bu dansı siz de çocuklarınıza
öğreteceksiniz!”
Hepimiz gülerek Ariel’e söz veriyoruz ve keyifle
kadehlerimizi kaldırırken herkes bir yudum aldıktan sonra Fin bıçağını kadehine
vurarak herkesin dikkatini çekiyor. Ariel gülmseyerek ellerini hafifçe
birbirine vurarak alkışlarken Fin onun başını öperek ayağa kalkıyor.
“Aslında bu konuşmayı sağdıç ve nedimenin bizim
için yapması gerekirdi, ama ikisi de konuşma yapmaktan anlamadıkları için iş
başa düştü.”
Ben gülerken Leon masadaki peçeteleri Fin’e atıyor.
Fin yüzüne uçan beyaz şeyleri elinin tersiyle kovarken masalarda oturan bütün
davetlilere şöyle bir bakıyor. “Bugünü bizimle paylaştığınız için hepinize çok
teşekür etmek istiyoruz. İnanın yapabilsek şimdi hepinizi tekrar teker teker
öpeceğiz.”
Fin ve Ariel’e havadan öpücükler yağarken Fin
kadehini kaldırarak gülümsüyor. “Geçtiğimiz sene hem benim, hem de ailem ve
arkadaşlarım için çok yoğun ve zorlu bir yıl oldu. Neyse ki bugün bizim
muhteşem evliliğimiz dışında vereceğim çok güzel haberlerim var.”
Salonu fısıltılar doldururken ben de dönüp Larkin’e
bakıyorum, ama o da bilmiyor.
“En önce nişanlılık kategorisinde bizim yerimizi
dolduran Viva ve Larkin’e bir alkış!”
Bir anda her yandan alkışlar yükselince ben gülerek
Larkin’in elini tutuyorum, Fin devam ediyor. “Bugünü atlatmadan önce kimseye
söylemek istemedik, şimdi tam vakti. Ben, Finley Kemp, sonunda yazdıklarımla
ilgilenen bir yayınevi ve editöre sahip oldum, 6 ay içinde ilk kitabım
çıkacak.”
Alkışlar daha tam sönmeden tekrar gürlerken bu
sefer en kuvvetli ıslık Ariel’den çıkıyor.
“Ve tabii son olarak bu masadaki bazı insanların
bizi daha evliliğimizin baharında vurmamasını umarak Ariel’in de bir albüm
antlaşması yaptığını söyleyerek derhal yerime oturuyorum.”
Fin apar topar yerine çökerken herkes alkışlıyor,
ama ben ağzım bir karış açık arkamdan işler çeviren suç ortaklarına bakıyorum. “Bana
söylemediniz! Bana! Viva’nıza!”
“Tam süpriz olsun istedik!”
“Ariel söyleme dedi!”
Ariel yumruğunu Fin’in koluna geçirirken ben çatal
bıçakla uzanarak onun eline vuruyorum. “Yazık, bırak! Senin kurbanın olmuş,
belli!”
Fin teşekkür ederken Ariel dudağını bükerek bana
bakıyor. “Affetin mi?”
“Kayıtlara ara sıra beni de götürürsen ödeşiriz.”
Ariel bunu duyunca bir anda aydınlanıyor. “Kiminle
aynı firmadayım bil bakalım!”
“Sakın! Sakın—“
“Raven Dunn!”
Ben çığlığı basınca Fin gözlerini devirerek kadehi
kafasına dikiyor, ben de durumu açıklamak için Larkin’e dönüyorum. “Raven Dunn’a
aşığız biz!”
Larkin gülüyor. “Belli oluyor...”
Paris tabağındaki eti kesiyorken bize bir bakış
atıyor. “Adam 70 yaşında, nesine aşıksınız?”
Ariel ve ben aynı anda “Sen anlamazsın!”
dediğimizde Paris kaşlarını çatarak çatalındaki eti ağzına atıp haşince
çiğniyor, ama Leon gülerek onun kulağına eğilip bir şeyler fısıldadığında ifadesi
hemen yumuşuyor.
“Anlat, daha çok anlat! Hiç gördün mü—beni de
tanıştır!”
Ariel ballandıra ballandıra her ayrıntıyı anlatıyorken
ben bir yandan onu dinliyorum, bir yandan da herkes böylesi mutlu, gelecek için
heyecanlı ve yakınken şu anı dondurmanın bir yolu olup olmadığını düşünüyorum...
*
Araba durduğunda gözlerimi açıyorum, eve gelmişiz,
villanın bahçe kapıları açılıyor. Larkin arabayı kapının önüne park ederken ben
de çantamı alıp saçımı başımı düzelterek çıkıyorum. “Şu arabayı
bırakabileceğimiz günü iple çekiyorum, inan.”
Larkin kapıları kilitleyip arabamı okşuyor. “Alınacak,
yapma Viva.”
Ben gülerek merdivenleri çıkarken Vincent kapıyı
açıyor, kucağındaki Pamuk yaşlı adamın kolunda çok rahat, tüylerini temizliyor.
“Hoş geldiniz efendim, Pamuk’u yıkamak üzereydim.”
Pamuk sanki Vincent’ın ne dediğini anlamış, yıkanma
lafını duyduğu gibi uşağın kollarından atlayıp kaçıyor, Vincent da onu
arkasından koşarken Larkin yanıma gelip kapıyı kapatıyor. “Vincent nereye
koşuyor?”
“Pamuk yıkanmak istemiyor.”
Larkin gülümseyerek omuzlarımdan sarılırken
merdivenlerden kaplumbağa hızında çıkmaya başlıyoruz.
“Yarın ne yapıyoruz?”
Omzumu silkerken esniyorum. “Yarın olsun,
düşünürüz.”
“Anlaştık.”
SON
Bu Viva ve onun evreniyle
son görüşmemiz olmayacak, biliyorum. Yarın olacak ve hepsi için yeni bir gün
başlayacak. Biz de bir yerde tekrar onlara ortak olacağız, açık kapıları
görebiliyorum.
Şimdilik açıp kapattığımız
bütün kapılarda benim yanımda olan herkese çok teşekkür ederim. Ben Viva’da kendimi
buldum, umarım sizde de hoş bir tat bırakabilmişimdir.
“Yarın” görüşmek üzere...
05.12.2009
14.03.2010
