XX
Telefon çalıyor. Kimin telefonu çalıyor? Neredeyim
ben?
Aniden gözlerimi açıp başucumdaki komodinin
üzerinde titreyen telefonu alıp bir süre ne olduğunu anlamaya çalışarak
bakıyorum, sonra yanıp sönen isimden Ariel’in aradığını çözebildiğimde
açıyorum. “Efendim?”
“Uyandın mı?”
Gözlerimi ovuşturarak etrafıma bakıyorum. “Hayır,
rüyamda konuşuyorum.”
“Laf sokabildiğine sokabildiğine göre ayıksın da...
İyisin, değil mi?”
Hala Larkin’in odasında olduğuma göre iyiyim. Her
ne kadar bilekliği tekrar takıp Larkin’in tişörtünü nasıl giydiğimi
hatırlamasam da her şey yolunda. “İyiyim, Larkin’in yanındayım.”
Benim sesimi duyunca Larkin de yattığı yerde dönüp
gözlerini aralayarak bana bakıyor, gülümsüyorum. “Seni sonra arasam olur mu
Ariel?”
Ariel karşı taraftan bir öpücük atıp kapatınca ben
de iyice Larkin’e dönüp tüm ilgimi ona veriyorum. “Günaydın.”
Onun günaydını boynuma bıraktığı sıcacık bir öpücük
oluyor, sonra da belime sarılıp beni kendine çekiyor. “İyi misin?”
Başımı sallıyorum. “Ne zaman giyindik? Hatırlamıyorum...”
“Doğaldır, sızıp kaldın, ben üşümemen için
giydirdim. Hayal meyal bir şeyler söyleyip yine uykuya daldın.”
Ellerimi yüzüme kapatarak gülüyorum. “Yine ayık
kalmayı beceremedim!”
Benim şapşallığım Larkin’i eğlendirmiş olacak ki
keyifle gülerek bacaklarını bacaklarıma doluyor. “Nasılsa işimiz bitmişti. Ben
de uyumadan önce bilekliğini taktım, başka bir şey olmadı.”
Ellerimin üzerine dokunan dudaklarla parmaklarımı
aralayıp Larkin’in parlayan gözlerine bakıyorum. “Bir şey olmadı Larkin.
Bitti... İyiyiz, değil mi?”
Larkin mutlu, gözlerini kapatarak bana iyice
sarılıyor ve derin bir nefes aldıktan sonra saçlarımı öpüyor; iki gündür
yıkamadığım ve yataktaki o kadar hareketten sonra düğümlenmiş olan saçlarımı.
“Yıkanmam gerek.”
“Sonra yıkanırsın,” diyerek elini üzerimdeki
tişörtün belinden geçirip sırtımı tutuyor.
“En azından bu sabah annenin karşısında düzgün
çıkayım Larkin.”
“Annem çoktan gitmiştir...”
Beni yavaşça ittirirek bir taraftan tişörtü sıyırıp
bir taraftan da beni altına alıyor. “Kimse bizi rahatsız etmez.”
Gülerek başımı ona kaldırıyorum. “Sen nasıl
istersen—yaklaş, boynum tutuldu.”
Larkin boynumu tutarak başımı tekrar yastığa
koyarken dudaklarımı kendi dudaklarıyla yakalıyor. Bacaklarımız çözülürken o
benimkilerin arasına girip elini ikimizin arasına sokuyor, ben de keyifli bir
ses çıkarıp ellerimi yatağın başına atarken her iki yandaki komodinin üzerinde
duran gece lambaları şiddetle yere uçunca irkilerek onlara bakıyoruz. Ben
refleksle ellerimi sımsıkı yumruklar yapınca Larkin bana bakıyor. “Sen mi
yaptın?”
“Galiba?”
Larkin gülerek boynuma eğilirken ben ellerimi onun
saçlarına götürüyorum, ama bu sefer de biraz ilerdeki masada duran su bardağı
yere düşünce inleyerek ellerimi tekrar yumruk yapıp örtülerin altına sokuyorum,
Larkin gülüyor. “Önemli değil...”
“Ne demek önemli değil? Beş yaşındaki çocuklar
gibiyim ve muhtemelen sen yanımdayken devrelerim iyice karışıyor.”
“O zaman biz de evdeki bütün eşyaları yerlerine
yapıştırırız.”
Bu sefer de ben gülüyorum. “O biraz amaca ters
olmuyor mu?”
“Beş yaşında çocuklar gibiyim diyen sensin—“
Larkin’in lafını Vincent’ın kapının dışından gelen
sesi kesiyor. “Efendim, her şey yolunda mı? Bir şeylerin kırıldığını duydum.”
“İyiyiz Vincent, bir şey yok, sağol...”
Vincent’ın adımları uzaklaşırken ben Larkin’in
dikkatinin dağılmasından faydalanıp onun altından kurtuluyorum, ama yarı yolda
yakalayıp beni tekrar yatağa çekiyor. “Larkin, banyoya gitmem lazım—“
“Temizsin Viva, gel buraya—“
“Duşa girmeyeceğim,” diyorum, ama Larkin beni yine
örtülerin arasına sarıp üzerime çıkmakla meşgul.
“O zaman?”
“İlla bilmek istiyorsan çişim var, tuvalete
gideceğim.”
Larkin bir şeyler homurdanarak üzerimden çekilirken
ben de bütün gururumu alarak yataktan çıkıyorum ve banyoya giderken yarı yolda
arkamı dönüyorum. “Her çişim geldiğinde söylemeyeceğim merak etme.”
Gülüyor. “Ben de şimdi ne yapacağız diyordum.
Dünyada senden başka kimse tuvalete gitmediği için...”
Gülerek üzerimdeki tişörtü çıkarıp suratına
atıyorum, ama sevgilim benden daha çevik, havada yakalayıp kenara koyuyor. O
tek kaşını kaldırarak beni izlerken ben el sallayıp tekrar banyoya dönüyorum,
ama dönmemle birlikte banyonun fayansalarına kıç üstü düşmem bir oluyor.
Popomu tutarak acıyla inlerken Larkin kapıyı açıp
içeri giriyor. “Viva, ne yaptın?”
“Işınlandım galiba, bilmiyorum—popom!”
Larkin kapının arkasında asılı olan bornozu çıkarıp
yanıma eğiliyor, ben yumuşak havluyu kollarımdan geçirirken o gülerek saçlarımı
kurtarıyor. “En azından tek parçasın.”
“Kollarım benim arkamdan patır patır yere düşseydi
o zaman da gülecek miydin?”
Yüzünü buruşturarak kalkıp beni de ellerimden
tutarak yerden kaldırıyor. “İlk seferde düşmediyse sonra da düşmez merak etme.”
“Nereden biliyorsun? Ben ne zaman bir şeyi kuralına
göre yaptım ki şimdi bu doğru olsun...”
“Senin çişin yok muydu?”
“Var, çık—gülme!”
Larkin daha da gülerek kapıyı arkasından çekince
ben bornozu çıkarıp klozete gidiyorum.
Hani istemeden ışınlanamayacaktım? Ya gerçekten
kolum geride kalsaydı? Kolumu boşverdim, ya kafam kalsaydı?
Sifonu çekip ellerimi yıkarken aynadan kendime
bakıyorum. Saçlarım kabarmış, yüzümde yastık izleri var, akşamdan kalma
makyajım şık olmaktan çok uzak bir halde gözlerimin etrafına yayılmış, kısacası
berbat görünüyorum, ama içerdekinin umrunda değil, o zaman benim de değil.
Ben kendi kendime gülümserken Larkin kapıya
vuruyor. “Güldüğüme bakma, yine de Doktor’un yanına uğrayalım, tamam mı?”
“Larkin?”
“Evet?”
“Seni seviyorum.”
Sesinde gülümseyişinin izi var. “Kapının arkasından
söylemek kolay, dışarı çık.”
Yerden bornozu alıp tekrar üzerime geçirirken
kapıyı açıyorum. Kirişe yaslanmış, bana bakıyor. “Şimdi söyle.”
“Seni seviyorum.”
Uzanıp dudaklarımdan öpüyor. “Ben de seni
seviyorum.”
Kocaman bornozun içinden kollarımı çıkararak uzanıp
Larkin’e sarılıyorum, o da beni tutuyor. Ona dokunduğum anlarda düşen
bardaklar, acıyan popolar ve hatta geride kalan kollar bile dünyadaki en iyi
şeyler gibi geliyor. Larkin beni seviyor, ben de onu. Gerisinin ne önemi var?
*
“Sana özellikle aşırıya kaçmamanı söyledim, ama sen
kalkmış bana ne diyorsun! Benim söylediklerimi dinlemeyeceksen seni klinikteki
bir odaya kapatacağım Viva, şaka yapmıyorum, öyle bakma...”
Doktor Mendel dakikalardır beni azarlıyor ben de
sessizce başımı sallıyorum, ama tek sorun suratımda şapşal bir gülümseme
olması.
“Ama iyiyim, değil mi?”
“Şans eseri!”
Larkin’le bakışıp yüzlerimi buruşturuyoruz, ama
Doktor’un sevgilim için de bir çift lafı var. “Ya sen? Hadi Viva delinin teki,
onu biliyoruz...”
Doğru. İtiraz etmiyorum. Larkin’le tanıştığımdan
beri tek bir akıllı beyin hücrem kalmadı.
“Sen neden kendine hakim olamadın Larkin? Çok hayal
kırıklığına uğradım, çok!”
Doktor Mendel masanın üzerindeki kağıtları beşinci
defa düzeltip tekrar dosyanın içinde tıkarken bizden ses çıkmayınca iç çekerek
masasının başındaki iskemleye çöküyor. “Evet, rahatladım. Bir şeyin yok Viva,
birkaç gün etraftaki eşyalar istemeden uçuşabilir, ama sana verdiğim ilaçları
düzenli aldığın sürece istemediğin zaman ışınlanmayacaksın. O konuda biraz
çalışmamız gerek.”
Hiç karşı çıkmadan uslu bir çocuk gibi başımı
sallıyorum. “Yarın Ariel ve Fin’in töreninde pastayı uçurmazsam gerisiyle başa
çıkabilirim.”
Doktor Mendel ben söyleyince hatırlamış gibi elini
hafifçe masaya vuruyor. “Sizin yüzünüzden bende de akıl kalmadı—reçeteyi geri
ver bakalım.”
Elimdeki kağıdı tekrar Doktor’a uzatıyorum, o da
listeye bir ilaç daha ekleyip bana geri veriyor. “Bu ilacı sadece bugün ve yarın
içeceksin, sırf yarın töreni atlatabilmen için veriyorum. Bugün bir tane iç,
rahatsız olursan keseceğiz, düğün pastası senden daha önemli değil.”
Listeyi tekrar gözden geçirirken başımı sallıyorum.
“Tamam Doktor, teşekkür ederim.”
Larkin de Doktor’la el sıkışırken ben onlara
gülümsüyorum ve Doktor Mendel bana dönüyor. “İkiniz için de çok mutluyum, ama
lütfen, tekrar rica ediyorum, abartmayın, olur mu?”
Larkin bakışlarını kaçırırken ben gülerek başımı
sallıyorum. “Tamam Doktor, söz.”
“Güzel, yine tepem atmadan önce kaçın buradan.”
Larkin’i elinden tuttuğum gibi klinikten
çıkarıyorum, biz kendimizi dışarı atınca benim telefonum çalıyor. Ariel. Onu
aramayı tamamen unuttum!
“Hani beni arayacaktın!?” diye daha ilk andan adeta
ciyaklıyor.
“Ariel çok çoooook özür dilerim—“
“Larkin’le mi berabersin?”
Larkin’in beline sarılıp ona bakıyorum. “Başka kim
olabilir?”
“Yatakta mısınız?”
“Hayır, neden?”
“Hiç—Fin! Sevişmiyorlarmış! Larkin’i
arayabilirsin!”
Ben gülerken Larkin’in telefonu çalıyor ve ikimiz
farklı taraflara ayrılırken Ariel’in de bir odaya girip kapıyı kapattığını
duyuyorum. “Viva, kızlar akşam striptizci çağıralım diye tutturuyor, sabahtan
beri 30 mesaj aldım. Striptiz falan istemiyorum ben, oracığa kusarım!”
Benim deli arkadaşımın ağzı çok laf yapar ama Fin’le
beraber oldukları ilk günden beri barda içki beklerken bile birisi onunla flört
etse salgın bir hastalık gibi hemen ortamdan uzaklaşır. Evlendiklerinde
sadakatte çığır açmalarını bekliyorum.
“İstemiyorum de, bitsin.”
“Söylemesi kolay. Bekarlığa veda partisi bizim de
partimiz, striptizci isteriz diye slogan yaratıp yolluyorlar, korkunçlar. Bir
şey yap! Işınlan, kafalarına bir şey at!”
“Olmaz, yarın düğünde pastayı bir yerlere uçurmamak
için ilaç alıyorum.”
“Ne gerek var!? Pasta senden değerli mi—içme bir
şey! Geri kaçar falan!”
Gülüyorum. “Bir şey olmaz merak etme. Ayrıca önce
eve uğrayıp sonra senin yanına gelirim, diğerlerini sustururuz.”
“Tamam, acele et.”
Elimden geleni yapacağımı söyleyip telefonu
kapatıyorum, benim işimin bittiğini görünce Larkin de arabanın anahtarlarını
sallayarak yanıma geliyor. “Fin beni bekarlığa veda partisine çağırdı.
Kumarhaneye gidiyormuşuz.”
“Hep beraber gidiyoruz. Siz yukardaki kumarhanede,
biz de aşağıda gece klübünde olacağız.”
“Katlar arası değişim serbest mi?”
Yakalarına tutunup dudaklarından öpüyorum. “Teknik
olarak değil, ama ikimize genel kuralların sökmediğini herkes biliyor.”
Larkin gülerken ben yine ona hiç bırakmayacakmış
gibi sarılarak arabaya doğru sürüklemeye başlıyorum, ama yarı yolda beni
durduruyor. “Benim biraz işim var, akşam Fin’in evinde buluşalım mı?”
Hoşnutsuzluğumu gizlemeye hiç niyetim yok, hemen
dudağımı büküyorum. “İşin çok mu önemli?”
Başını sallıyor. “Çok.”
“Hani bugün kimse bizi rahatsız edemezdi?”
Ellerini ceplerine sokarak omuzların silkiyor.
“Yataktan çıkmak isteyen sendin.”
“Pis—anahtarlarımı ver ve git, hadi, güle güle.”
Larkin daha anahtarları cebinden çıkardığı anda ben
elimi uzatıyorum ve anahtarlarım şıkırdayarak elime gelince sırıtıyorum. “Bu
yeni yeteneklerim triplerime trip katıyor, görüyor musun?”
Gülerek başını sallıyor. “Hiç görmez miyim.
Suratıma çarpacak bir kapı olsa onu da yapacaktın eminim.”
Elimle hayali bir kapıyı itip Larkin’in suratına
çarparak arkamı döndüğüm gibi arabama gidiyorum, Larkin geriden sesleniyor.
“Viva!”
O tarafa bakmadan elimi kaldırıyorum. “Trip!”
“Seni seviyorum!”
“Ben de seni—ama hala trip!”
Larkin’in gülüşü uzaklaşırken ben de arabaya binip
saatime bakıyorum. Partiye gitmemize daha altı saat var. Neden yataktan çıktım
ki ben? Aptal Viva.
*
“Nefret ediyorum! Hepinizden! Senden de! Hani
striptizciyi halledecektin!?”
Telefonum elimde, odanın bir köşesine sinmiş bir
şekilde Ariel’in kükremesini izlerken Fin mutfak tezgahına oturmuş sırıtarak
elindeki biradan bir yudum alıyor. “Bir şey olmaz Ari, sen gözlerini
kapatırsın—“
“Sen sus! Azıcık kıskançlık kırıntısı göstersen
ölür müsün? Bu akşam sana seks yok! Balayında da yok! HİÇ YOK!”
Fin gözlerini kurbağa gibi açarak ağzındaki bira
yudumunu koca bir kayaymış gibi yutunca Ariel gözlerini deviriyor. “Tamam sadece
şu önümüzdeki birkaç saat içinde yok—“
“Hey! Öğk! Ben de buradayım!?”
Ariel koltuktan bir yastık alıp kafama fırlatıyor.
“Sen hiç konuşma, hiç! Önümde Adonis gibi bir adam soyunurken nasıl eğlenmemi
bekliyorsunuz?”
“O zaman Fin soyunsun—“
“Diğer bütün kızlar da izlesin!”
Fin arkadan sırıtırken Ariel bir yastık da ona
fırlatıyor. “Evlenmekten vazgeçmeme şu kadarcık kaldı Finley Kemp. Şu kadarcık!
Bıdıcık!”
Fin birasını da alarak koşar adımlarla evden
çıkarken Ariel derin bir nefes alıp koltukların birine çöküyor. “Çirkin bir şey
isteseydiniz bari.”
“Ellerinde ne varsa onu gönderecekler, ben daha
sonra çirkinleştirmek için bir şeyler yaparım.”
Ariel gülerek başını geri bırakırken beni şöyle bir
süzüp sonra soruyor. “Seviştiniz, değil mi?”
Sırıtıyorum. “Hem de nasıl.”
Kahkahayı basıyor ve kalkıp benim yanıma çökerek
elimi tutuyor. “Bana düğün hediyesi vermene gerek kalmadı, biliyorsun, değil
mi?”
“Zaten bir şey vermeyecektim—“
“Şapşal!”
Ariel bana saldırıp kollarımı ısırmaya başlayınca
ben de gülerek onun saçını çekiyorum. “Doktor fiziksel aktivitede aşırıya
kaçmayın dedi bak şimdi ışınlanacağım kafam arkada kalacak—Ariel! Isırma!”
“Sus! Onu dün Brent’le deli gibi sevişmeden önce
düşünecektin! O zaman bir şey olmadıysa şimdi de olmaz!”
İkimiz gülerek koltukta yuvarlanırken Fin içeri
giriyor ve bir an üçümüz de öylece kalıp birbirimize bakarken Ariel başıyla
beni işaret ediyor. “Viva benim için soyunacakmış.”
Fin yine sırıtınca Ariel bu sefer koltuktan
fırladığı gibi ona saldırıyor.
“Bir taraflarınızı kırmayın yarın töreni hastanede
yapmayalım!”
Ariel, Fin’in sırtına tırmanırken ikisi de
onaylayan sesler çıkarıyorlar, ben de onları bırakıp odama gidiyorum.
Akşam ne giyinsem? Soyunacak Adonis umrumda değil,
bu sabahki halimin Larkin’in üzerinde bıraktığı her türlü olumsuz anıyı silmem
gerek.
Dolaptaki askıları teker teker kenara çekerken
geçen sene Fin’in doğum günü partisinde giydiğim sarı bluzu görüyorum.
Gülümseyerek onu diğerlerinin arasından çıkarırken uzanıp pantolonların
arasından yine o gece giydiğim kotu da çekip dolabı kapatıyorum.
Problem çözülmüştür.
*
Gümbür gümbür çalan şarkıda bir kadın sevgilisinin
onu sürekli aramasından sıkılmış, sabaha kadar dans edeceğini söylüyorken biz
de ona eşlik edip pistin etrafındaki deri koltuklarda dans ediyoruz.
“Bayanlar, içkileriniz!”
Alkışlar ve keyifli gülüşler eşliğinde garsonun
tepsisindeki renkli kadehler sahiplerini bulurken Ariel kendi kadehine vurarak
diğerlerine bağırıyor. “Viva benim için bir konuşma yapacak!”
Bütün kızlar bağırıp ıslık çalarak beni alkışlarken
ben kadehimi Ariel’e verip koltuğun üzerine çıkıyorum. Muhtemelen sesimi sadece
bana yakın olanlar duyuyor ama birkaç kadehten sonra ben de ne diyeceğimi pek
umursamıyorum.
“Bugün burada Ariel’in bekarlığına veda etmek için
toplandık!”
Islıklar ve alkışlar bana es verirken kızlar
yatıştığında devam ediyorum. “Ben bu kızı çocukluğumdan beri tanıyorum, Tanrı
Fin’e sabırlar versin!”
Herkes gülerken Ariel kadehini yukardakine
kaldırıyor. “İyi şanslar!”
Bazı kızlar gülmekten yerlere düşüyorken ben de bir
yerlere tutunarak ayakta durmaya çalışıyorum. “Yani diyorum ki bugün süper bir
gün, dans edelim!”
Ariel bana aşağıdan öpücükler atarken elini
uzatıyor ve ben de onun seviyesine inince boynuma sarılıp zıplamaya başlıyor.
Biz yukarı aşağı zıplayıp birbirimize şarkıyı bağırırken birisi arkadan
Ariel’in omzuna hafifçe vurarak dikkatini çekiyor.
“Ariel Fisk, acele postanız var.”
Ariel arkasındaki kaslı postacıyı görünce çığlığı
basarak elini gözlerine kapatıyor, ama postacı Adonis diğer kızların
haykırışları eşliğinde gömleğinin düğmelerini söküp çıkardığında ben kahkahayı
basıyorum.
“Çı-kar! Çı-kar!”
Postacı Adonis tezahüratlar eşliğinde kafasındaki
şapkayı çıkarıp kızlardan birinin kucağına atarken yanımdaki Ariel’in hala
gözleri kapalı, el yordamıyla kadehini bulup alıyor. “Bitmedi mi daha!?”
“Hadi Ariel, şu adama bakar mısın?”
“Bakmam!”
“Biraz daha içersen bakarsın, dik kafaya!”
Ariel dediğimi yapıp kadehin tamamını kafasına
dikiyor ve yüzünü buruşturarak yutunca parmaklarını aralayıp Postacı Adonis’i
tam pantolonun düğmelerini açarken yakalayıyor.
“Aman tanrım! Çıkaracak! Viva!”
Ben gülmekten yerelere yatacakken Postacı Adonis
uzanıp Ariel’i elinden tuttuğu gibi yanına çekiyor. Diğer kızlar adeta
delirirken Ariel gülmekle ağlamak arasında bağırarak başka yerlere bakmaya
çalışıyor.
Garson etrafımızda dolaşıp herkese tekilalar
dağıtırken ben de kendi payımı alıp kafaya dikiyorum ve o sırada birisi gelip
tam sırtımın ortasını öptüğünde keskin alkol beni neredeyse boğuyor. Ben
öksürürken Larkin uzanıp bardağı elimden alıyor. “Viva! İyi misin?”
“Ölecektim! Ne yapıyorsun sen burada?”
Larkin gülerek beni diğer kızlardan ve Postacı
Adonis’ten uzaklaştırırken barı işaret ediyor. “Ariel nişanlısına SOS mesajı
yollamış, onun için Fin hepimizi toplayıp buraya getirdi.”
Barın etrafında toplanmış pür dikkat Adonis’i
izleyen erkek grubunu görünce gülüyorum.
“Reese gayet mutlu görünüyor!”
“Kim?”
“Reese! Fin’in okuldan arkadaşı! Adonis tam onun
tipi!”
Larkin kulağını bana yaklaştırarak soruyor. “Kim?”
“Adonis!” diyerek Larkin’in başını çevirip arkada çamaşırını
çekip bırakarak kızları deli eden güzel adamı gösteriyorum.
Larkin çıplak adamı şöyle bir süzüp bana dönüyor.
“Ben daha güzel dans ederim.”
“O deli kızların yanında dans etmezsen sevinirim
hayatım—gel, daha sessiz bir yere gidelim—“
“Sessiz yeri boşver, daha karanlık bir yere
gidelim, beni takip et.”
Larkin beni elimden çekiştirirken ben etrafta
dolaşan tepsilerin birinden bir shot kapıp kafama dikiyorum ve boş bardağı
birileri elimden alınca Larkin’in sırtına sarılıyorum.
Birazdan Larkin beni merdivenlerin altında kuytu
bir köşeye soktuğunda gülerek onun boynuna sarılıyorum. Birbirimizi duymamız
imkansız, hemen arkamızda dev bir hoparlör bağırıyor, o yüzden biz de konuşmak
yerine öpüşüyoruz.
Larkin’in elleri sırtıma doğru çıkıp sarı bluzun
arkasındaki ipi çözerken ben de onun saçlarına asılıyorum. Birazdan Larkin
uzanıp ellerimi saçlarından çıkarıyor, beni çevirip ellerimi hoparlörün üzerine
yaslayarak ellerini bluzumden geçiriyor ve karnımı tutarak dudaklarını sırtıma
bastırıyor.
Hatırlıyor. Neden özellikle bu sarı kumaş parçasını
giydiğimi biliyor. O günün intikamını almak istercesine her öpüşte omurgamın
üzerinde yavaşça yükselerek sonunda tekrar boynumu bulduğunda başımı çevirip
dudaklarını yakalıyorum.
Oldukça uygunsuz bir şekilde adeta sevişiyorken
şarkı değişince kısacık sessizlikte birbirimize gülüyoruz.
“Bu bluzu çerçeveletip yatak odamıza asacağım.”
“Bu geceden sonra istediğini yapabilirsin...”
Larkin son bir kez beni öpüp sırtımdaki ipi tekrar
bağlıyor ve birbirimizin saçlarını düzeltip yüzümüzdeki ruj izlerini
olabildiğince temizledikten sonra tekrar insanların içine karışıyoruz.
“Viva! Bitti!”
Ariel mutlulukla şakıyarak beni yarı yolda
yakalıyor ve bardaki Fin’e el sallıyor. “Canım kocacım hemen yetişmiş! Fin!
Kocacım!”
Larkin ve ben gülerek Fin’in karıcığına kollarını
açmasını izlerken ben Larkin’in elini tutarak ona yaslanıyorum. “Başım dönüyor,
çok içtim...”
“Hava almak ister misin?”
Başımı salladığımda Larkin üzerindeki deri ceketi
çıkarıp bana giydiriyor ve kimse bize aldırmadan klüpten çıkıyoruz.
*
Başımın dönmesini geçirmek için birkaç dakika
yeterliydi, ama neredeyse yarım saat olmasına rağmen ikimiz de içeri dönmek
için acele etmiyoruz. Otelin girişindeki banklarda oturuyoruz, bizim biraz
solumuzda bir adam gitar çalıyor ve yanındaki kadın da onun usul notalarına
eşlik ederek şarkı söylüyor. Gelip geçen insanlar onlar için para bırakırken
ben de başımı Larkin’in omzuna yaslamış, müziği dinliyorum. “Sabah beni
bırakacak kadar önemli olan işini hallettin mi?”
Larkin gülümseyerek başını sallıyor. “Halletim. Ne
olduğunu hiç sormayınca barıştık sanmıştım.”
“İlaç içmemiş olsaydım sana çok acayip
numaralarımdan birini yapardım, bu sefer ucuz atlattın.”
Larkin güldükçe ben müzikten vazgeçip onun sesine
odaklanıyorum. Daha iki gün önce ben bu adamı mı unutmaya çalışıyordum?
“Ceketimin cebinde telefonum olacak, verir misin
Viva?”
Dalgınca ellerimi ceplere daldırarak bir telefon
bulmayı beklerken elim daha yumuşak bir şeye takılınca tutup çıkarıyorum.
Siyah, kadife bir kese.
“Larkin?”
“Viva?”
“Bu düşündüğüm şey mi?”
Gülüyor. “Ne düşündüğüne bağlı...”
“Tek boynuzlu at!”
Larkin bir kahkaha atınca gelip geçen insanlar
gülümseyerek bize bakıyorlar. Ben keseyi elimle yoklayarak gerçekten düşündüğüm
şey olduğunu anlayınca (bir at değil elbette) siyah kadifeyi Larkin’in göğsüne
yapıştırıyorum. “Şimdi mi yapacaksın?”
“Ne cevap vereceğini biliyor musun?”
Hiç düşünmeden başımı sallıyorum, o da gülümsüyor
ve keseyi benim elimden alıp açarak içinden göz alıcı parlaklıkta tek taş
pırlanta bir yüzük çıkarıyor. “Vivian Royd—“
“Ve teklif berbat oldu sayın seyirciler.”
Bu sefer Larkin ellerini yüzüne kapatıp gülerken
ben onun parmaklarını öpüp ellerini indiriyorum. “Şaka yaptım, devam et.”
“Vazgeçtim.”
“Seni vururum Larkin.”
“O zaman başka tabii—Viva, benimle evlenir misin?”
Kısa bir süre düşünüp sonra başımı iki yana
sallıyorum. “Maalesef... Hayır.”
Larkin bir an gülüyor, ama benim ifadem
değişmeyince onun da yüzü soluyor. “Ciddi misin sen?”
“Ne cevap vereceğini biliyor musun dedin, ben de biliyorum
işte.”
Larkin kaşlarını kaldırarak bana bakıyor.
Biraz daha bakıyor.
Bakışıyoruz.
Sırıtıyorum. “Trip!”
Larkin bunu duyunca gülerek yüzüğü de keseyi de
alıp ayaklanıyor. “Korkunç bir kadınsın sen—sormuyorum, vazgeçtim!”
Gülerek onun peşinden koşturuyorum. “Şaka yaptım!
Larkin! Hey! Yüzüğümü ver!”
Biz otelin kapısının önünde koşuştururken içerden
Ariel ve Fin ellerinde birer şişe suyla çıkıyorlar ve bizi görünce Ariel
bağırıyor. “İyice kafayı yediniz siz! Hey! Neler oluyor?”
“Larkin yüzüğümü vermiyor!”
Ariel kaşlarını çatarak ellerini beline koyuyor.
“Ne yüzüğü?”
Sonunda Larkin’in bileğini yakaladığımda keseyi
onun elinden çekip içindeki yüzüğü çıkararak parmağıma takıyorum. “İşte bu
yüzük!”
Fin içtiği suyu kaldırıma püskürtürken Ariel öyle
bir çığlık atıyor ki gitar çalan adam ve şarkı söyleyen kadın bile susuyor. Bir
an sonra biz gülerek birbirimize sarılırken insanlar bize bakarak yanımızdan
geçip gitmeye devam ediyorlar.
* * *
